Toplumsal Değişim Laboratuvarları

Öyle gözüküyor ki 2016 1 Mayıs’ı da fikirlerin değil insanların çatıştığı ve öldüğü bir gün…günün sonunda haberleri taradım ve “kavga”nın, “şiddetin” anlamsızlığı karşısında içime kapanıp, düşünmeden edemedim. Ne zaman değişecek tüm bunlar diye durum analizi yapmaya çalışırken geçen günlerde Alternatif Yaşam Derneği tarafından Türkçe’ye çevrilmiş bir dosyayı hatırladım; “Laboratories For Social Change” / yazar Zaid Hassan.

Değişim fikri hep aklımızda değil mi ? Özellikle girişimcilerin, yeni dünya düzenine ayak uydurmaya çalışan modernist ideolojinin dört elle sarıldığı şu girişimcilik eko sisteminin özellikle. Üniversiteler, sermaye sahipleri, melek yatırımcılar, yeni mezun öğrenciler, patronlar, küçük küçük jobs’lar… dijital bir vole ile “Mark”a olabilmek hayali ile projeci olanlar , eee tohumcular falan….Peki neye dayanıyor tüm bu orijinal !, yaratıcı !, innovatif !! fikircağızlar. Nereden geliyor değirmenin suyu ? Ne oluyor, ne bitiyor günün sonunda…değişim adına ?

Toplum değişiyor mu ? Yaşam dönüşüyor mu ? Milletimiz gelişiyor mu ? Projeler uçuyor mu? Harcanan kaynaklar yol, su, elektrik, iş, aş olarak geri dönüyor mu?

Dönüşüm / Trans-form takık olduğum bir felsefe hikayesi…formunu değiştirebilen, yeni bir “şey”e dönüşebilen ne/kim var yakınlarınızda ? Memleketimizin temel problemi “mış” gibi yaşamak ya…değiş-miş gibi yapmak hiç zor gelmiyor her kim olursa. Her kim hatta kurum olursa olsun bu başat sorun içi boş, yavan, çiğ bir gelecek yaratıyor.

Sosyal değişim mi?…olmuyor…ne bekliyoruz ki !

Sosyal değişim laboratuvarı ! Yeni bir çerçeve kavram. Böyle bir lab projesi başlatmıştı Özyeğin Üniversitesi geçen senelerde. Bakayım dedim neler yapmışlar. www.sosyaldegisimlab.org

Gülme tuttu tabii…siz de girdiniz mi linke anlarsınız neden güldüğümü. Öyle bir özet ki bu; kavram kirliliği yaratan, konformist ezberci sosyal değişime trajik bir örnek olmuş. İyi niyet yetmiyor işte; uzun soluklu, teknik kapasitesi yüksek ve en önemlisi çatışan fikirlerin üzerinde yükselen, ötekiye; bırak saygı duymayı ona muhtaç olduğunu bilen bir sivil toplum hareketi gerekiyor bize. Kopyala yapıştır ile “sosyal değişim” olmadığı için “dönüşemiyoruz” Dönüşemediğimiz için de kavga etmeye devam ediyoruz.

Bugün 1 Mayıs.

Tüm Dünya’da milletler/ülkeler resmi olarak kutluyor. Hangi ideolojiden olursa olsun işçiler/emekçiler/vatandaşlar hem baharın gelişini hem de varlıklarını hatırlatan bu sembolik günü keyifle, eğlenerek, mutlu mesut geçirmek istiyor.

Ama Türkiye’de, 2016 1 Mayıs’ında da olamıyor bu. Olan şey ise; terör, ölümler, tarifsiz şiddet görüntüleri..

Zaid Hassan’ın aşağıdaki makalesini paylaşmamın özel sebebi ise giriş bölümündeki alıntıda saklı;

“İki çubuğu birbirine sürtmek ısı ve ışık üretir; bir çubuk tek başına yalnızca bir çubuktur.”

Bu vesile ile sosyal değişimi özüne inerek yaratmaya çalışan 2 iyi örnekle yazımı bitireyim

Biri Amerika’dan, diğeri Türkiye’den:)

About The Lab

social inclusion band logo

 


social labs zaid hassan

Giriş: Değişim Laboratuvarı

“Tekerlek yola temas ettiğinden döner; havada dönmesi onu bir yere götürmez. İki çubuğu birbirine sürtmek ısı ve ışık üretir; bir çubuk tek başına yalnızca bir çubuktur. Metafor olarak bakıldığında, sürtüşme bize heterojen ve eş olmayan karşılaşmaların kültür ve güçte yeni anlaşmalara yol açabileceğini anımsatır.” – Anna Lowenhaupt Tsing, Sürtüşme: Küresel Bağın Etnografisi.

KARMAŞIK TOPLUMSAL ZORLUKLARA YÖNELİK GÜNCEL YAKLAŞIMLAR İŞE YARAMIYOR. Değişim girişimlerine dahil insan sayısı, yatırım yapılan para miktarı ve rahatlama denilebilecek günlük inovasyonlar sevindirici olsa da, başlıca akımlar bozulmaya devam ediyor. Toplumsal dokular, hiç taşımamaları gereken yükler altında geriliyorlar. Hem sivil toplum kuruluşlarının titizliği ve harekete geçmeleri için talep artmakta.

Başlıca akımları değiştirmedeki başarısızlığımızın nedenleri kısmen modernliğin kendi doğasında tarihsel bir değişim yaşamamızdan kaynaklanmakta. “Katı” bir modernlikten, gittikçe daha fazla belirsizlikle, devamlı bir riskle ve değişen güvenle nitelenen “sıvı” modernliğe geçiş yapıyoruz. Bu değişimi yönlendirmek hem değişimin doğasına, hem de üzerimizde ve bizimle beraber bilinçsizce çalışan tarihsel miraslara tutunmayı gerektiriyor.

Artan adaletsizliğe karşısında, doğrudan eylem ya başkasının harekete geçmesi için yüksek sesli bir çağrı ya da başlıca nedenleri değiştirmeksizin semptomların hafifletilmesi haline dönüştü. Bir yandan ise, bireylerin tutumlarını, özellikle de çevresel sorunlarla ilgili, değiştirmesi için devamlı artan bir baskı var. Ulrich Beck, bu baskıyı “sistemsel çelişkilere bireysel çözümler” biçiminde tarif ediyor. Hükümetlerin, şirketlerin ve büyük hükümet dışı organizasyonların desteklediği proje veya plan temelli yaklaşımlar, yaygın olmalarına rağmen çağdaş bağlamda tamamen yetersiz kalmaktadırlar.

Farklı bir yaklaşım gerekiyor.

Sıvı modernliğin zorluklarıyla başa çıkabilmek için, yeni mekanların, farklı topluluklardan gelen insanlarla dolu, zorlukların üzerine gidebilme kapasitelerinin öğrenilebileceği ve yeni kültürlerin ortaya çıkacağı yeni alanlar gereklidir.

1 Bkz: “(Liquid Modernity)” – Zygmunt Bauman


2 Bkz: “Seeing Like a State: How Certain Schemes to Improve the Human Condition Have Failed”  – James C. Scott

Bu tür alanlara olan ihtiyaç, günümüzde hem kamu hem de özel olmak üzere birçok kurumda baskın olan, modernizmin tarihsel aşinalığına dayalı, tarih boyu değişmeye özgü bir yaklaşımdan kaynaklanmaktadır. Doğası gereği son derece toplumsal bu yeni alanlar, aynı zamanda kamu malını geri kazanıp yeniden tasarlamak, yeniden hayal etmek, yeniden yaratmak ve birlikte var olmayı öğreneceğimiz yeni bir ortak alan, yeni bir siyaset oluşturmak adına yapılan hırslı (belki de gözükara) bir hamle olarak da görülebilir.

İşte Değişim Laboratuvarı bu tür bir alan ve hamledir. Bir proje veya plan değil, ortaya çıkan süreçlerin var olup gelişebileceği, öğrenmenin gerçekleşebileceği ve çatışmaların fırsat olarak görüldüğü bir alandır. Uygulayarak öğrenmeyle tanımlanan, daha sağlıklı, daha dirençli ve daha adil toplumsal gerçeklikler keşfetme ve bunun tohumlarını ekme amacını teşvik edinen, bu alanın deneysel ve bulgusal yapısı vardır. Değişim Laboratuvarı, gittikçe birbiriyle daha da bağlantılı hale gelen toplumsal zorlukların nasıl değiştirileceğine dair birden fazla ve imkan dahilinde farklı uygulamalı öğrenme deneylerinin başlatılabileceği bir alandır. Böylece, Değişim Laboratuvarı deneysel değişim pedagojisinin uygulanabileceği bir alan yaratmaktadır. Yeni kültürlerin ve gerçekliklerin tohumu bu uygulamada gizlidir.

“Sıkışmanın” zıttı hareket etmektir. Değişim Laboratuvarı, öncelikle bir alan sonrasındaysa yönü ve hareketi olan bir alandır. Tam anlamıyla bir yaklaşım denilebilir. İyi bir hareketi ne sağlar? Değişim Laboratuvarının niteleyen hareketler U-sürecinden ilham almakta ve yararlanmaktadır. Hem yön hem de hareket sağlayan, işbirlikçi bir inovasyon süreci içermektedirler.

Değişim Laboratuvarı birçok çağdaş toplumsal zorluğun artan “sıkışıklığına” bir tepkidir. Değişim Laboratuvarları’nı ve diğer benzeri yerleri toplayıp desteklemek bize karmaşık toplumsal zorluklara eğilmede, normalde, en kurumsal bağlamlarda, “sorunları” çözmede ve risk azaltmada kullanılan kabul edilmiş planlama ve problem çözme paradigmalarından daha iyi ve umut vaad eden bir yön sağlamaktadır.

John Heron öğrenmeyi şu şekilde tanımlar: “Öğrenmenin kendi başına dört birbirine bağımlı, birçok yönden birbirini tamamlayıp destekleyen formu vardır. Bunlar, Pratik, Kavramsal, Görsel ve Deneysel öğrenmedir. (Daha fazlası için bkz: John Heron, “The Complete Facilitator’s Handbook”)

U-sürecinin ardındaki teori çeşitli yazılarda açıkça anlatılmıştır:  Peter Senge, Claus Otto Scharmer, Joseph Jaworski, ve Betty Sue Flowers, “Presence: Human Purpose and the Field of the Future”; Claus Otto Scharmer, “Presencing: Illuminating The Blind Spot of Leadership”; ve Adam Kahane, “Solving Tough Problems: An Open Way of Talking, Listening, and Creating New Realities and Connecting to Source”  Zaid Hassan.

Bir Değişim Laboratuvarının esasen uzlaşmacı bir alan olması hedeflenmemiştir, aksine Değişim Laboratuvarı hareket ve akışın uzlaşmadan daha değerli olduğu ve uyuşmazlıkların teşvik edildiği bir yerdir. Sürtüşmeyi kötü olduğu gibi tepkisel bir yargıyla değil, mikrofizik hareketinin bir parçası olarak hareket için şart olduğu görüşüyle değerlendirir. Bir başka deyişle, eğer Değişim Laboratuvarında kişiler arası ve gruplar arası sürtüşme yoksa bu hareketsizliğin, sıkışıklığın, alanı sahiciliğe değer görmeyen bir kibarlığın işaretidir. Hareket, tanımı gereği sürtüşme gerektirir. Değişim Laboratuvarı, alanını deneye, öğrenmeye ve eyleme yalnızca sözde değil, ortaya çıkan (ve genellikle hassas) akılcılığa yer açmakla, herkesin dahil olup birbirine katıldığı mevkiler sistemindense müttefiklerini bulup onlarla çalışmakla nitelenir.

Değişim Laboratuvarı, toplumsal bir zorlukla “uğraşmak” adına, karmaşık bir toplumsal sistemdeki farklı deneyimlere sahip bireylerin temsil ettiği “pratik bilgeliği” bir araya getirir. Bu deneyimleri bir araya getirme sürecinde, insanlar oynamaya en alıştıkları rolü de facto (bilfiil) üstlendiklerinden, toplumsal sistemin dinamikleri “odada” yeniden yaratılır. Bu yeniden yaratma, bu karmaşık dinamiklerin “odanın dışında” da dönüştürülebileceği olasılığını doğurur.

Daha geniş sistemleri tanımlayan dinamiklerin kökeni, onların işleyişini sağlayan ve işleyişine engel olan ne varsa birey eylemlerinin (bireylerin oynadığı rollerin bir işlevi) ve (plansız ve amaçlanmamış toplumsal karmaşaya yol açan) bu eylemlerin bir arada birikmesinin sonucudur. Bireyin eylemine yol açan bu paradigmaların, rollerin, kafa yapılarının ve önyargıların farkına varmak, daha geniş toplumsal karmaşaları dönüştürmenin ilk adımıdır.

Değişim Laboratuvarı bağlamında, bu dönüşüm, doğası son derece kişisel, fenomenolojik yaklaşımlar aracılığıyla ele alınır. “Odadaki” ve daha geniş bir sistemdeki dinamikleri korumayı hedefleyen “pratik bilgelik”, toplumsal durumun olduğu gibi, kaba fenomeniyle nasıl başa çıkılacağıyla doğrudan ve yakından ilgilendiğinden, fenomenolojiktir. Durumla olduğu gibi ilgilenmek, durumun karmaşası, birey ve grup çatışması, güç dinamikleri, duygular, beden dili, siyasi, ideolojik ve diğer alanlarda “sıkışıklık”, işe yarayan veya yaramayan uygulamalar, müdahale etiği ve benzeriyle uğraşmayı içerir. (Anna Lowenhaupt Tsing, Friction: An Ethnography of Global Connection)

Teknolojik (tekniğin üstünlüğü ve ölçeklendirilmesine bakılır) veya epistemolojik (örneğin yeni modellerin üstünlüğüyle ilgili) değillerdir.

Bu durumları kavramayı ve biçimlendirmek için gereken temel yetenekler son derece insani bir yapıya sahiptir. Neler olduğunu açıkça görme yeteneğinden, dinleme (muhakeme yapma), konuşma (gücü dönüştürme), kapsama ve iş birliği yapmaya uzanırlar. İnsani yapımıza ve işlevlerimize radikal bir kucak açış ve bunları yeniden keşfediş günümüzün zorluklarının gerektirdiği yeteneklerin kalbinde yer alır.

Dönüşüm ve girişimlerin ölçeklenebilirliği, yani sadece yerel olanın ötesindeki (birey ve grup) değişimleri etkileme becerileri, inovasyonların (fikirler, uygulamalar, tutum değişiklikleri, ürünler veya politikalar) artan kültürel ve kurumsal çeşitlilik ortamlarına nasıl işlediğine dair ortak bir anlayış inşa etmeye bağlıdır. Dönüşümün tesadüfen yayılmasını beklemek, bizim gibi sistematik değişimlerle ilgilenenler için iyi bir strateji değildir. Bu işleyişi dikteler, merkezi bir otoriteden çıkıp kalabalıklara adapte edilen kararlar yoluyla bu tür bir işleyişi başarmayı hedefleyen “Moskova kuralları” da iyi bir strateji değildir.

Güncel siyasi ve kültürel yapılar bu tür bir işleyişi gittikçe daha imkansız hale getirmektedir. Dikteyle yapılan değişimlerin başarı olasılığı olmamasının yanı sıra, daha tehlikelisi, bu tür bir düşünce yapısını bilmeden uygulayan kurumlar, toplumlara sinoptik, normalleştirilmiş bir bakış açısını ve değişime yönelik basit bir neden-sonuç ilişkisini teşvik ederler.  Bu  pek “başarılı” değişim kısa dönemli faaliyetler (toplantıya çok insan geldi, çok para harcandı)  akımlarda ya da amaçlarda herhangi bir kalıcı değişime neden olmamaktadır. Ne yazık ki bu yüksek modernist karakteristik özellikleri, hayatta ve özel, kamu ve kar gütmeyen kurumsal bağlamlarda baskındır.

Planlama süreçlerinin yeni yapıları belirsizlik, risk, aniden ortaya çıkma, çeşitlilik, güç sorularıyla ve karmaşık toplumsal sistemleri niteleyen katalitik ve istatistiki nedenselliği gerektirmektedir. En önemlisi, bu tür planlama süreçleri, herhangi bir sistematik değişimi bir süreçle veya yerel eylemlerle ilişkilendirmenin çok zor olduğunun farkına varmalıdır. Ölçeklendirmedeki uzun zamanlı sıralar ve doğrusal olmayışı, etkililiği ölçmek için yeni yollar tasarlanması gerektiği anlamına gelir. Ölçeklendirme işini değiştirmenin ve dönüşümün zaman alacağını (yıllar ve yıllar), karmaşık bir iş olduğunu ve geleneksel hedef tanımları ve süreçleriyle başarılamayacağını fark etmek gerekir. Böyle bir sürecin ana hatları nasıl gözükür?

(Örnek için bkz: “Phronetic Planning Research: Theoretical and Methodological Reflections” by Bent Flyvjberg,Planning Theory & Practice, Vol. 5, No. 3, 283–306, September 2004)(http://flyvbjerg.plan.aau.dk/PhronPlan7.1PUBL.pdf)

Semptomları kolaylaştırmayı hedefleyen kaynaklar ve durumun nedenselliğini temelden değiştirmeyi hedefleyen kaynaklar arasındaki ayrıma özellikle fon sağlayıcılar ve sponsorlar tarafından dikkat edilmelidir. Her durumda başlıca değişim teorisi tamamen farklıdır ve bu nedenle kaynak yönetiminde ve karar vermeye yatırımda farklı yaklaşımlar gerektirmektedir. Değişim Laboratuvarlarına ve benzeri yerlere para sağlayıp onları desteklemek, rahatlatıcı etkilerin zamanla boğucu hale gelmeyip aksine rahatlama için gereken çalışmanın gittikçe daha az zorunlu hale gelmesini sağlayacak deneysel bir hamle olarak görülmelidir. Değişim Laboratuvarı yüzleştiğimiz toplumsal zorlukların, hızla değişen ve “sıvı” doğasıyla nasıl başa çıkacağımızı öğrenebileceğimiz bir alandır. Toplumsal gövdenin nasıl sağlıklı olabileceğini öğrenmek adına, başlıca nedenleri göz önüne almayı karşılayamayacak olan ve bu nedenle de uzun vadede sürdürülemeyecek triyaj paradigmalarını kabul etmektense, uygulamalı deneyler yürütmek şarttır.

Son olarak, Değişim Laboratuvarı hiç olmaması gereken baskılardan ortaya çıkan toplumsal sözleşmelerle yeniden uzlaşma fırsatı verir. Değişim Laboratuvarının var olma olasılığı ve umudu en inatçı değişimlerimize çözüm imkanı sunar.

Kaynak: Zaid Hassan | Aralık 2007 | Versiyon 3.4 (Laboratories For Social Change)

0
  • Posted by Alper Akça
  • Mayıs 1, 2016
  • Genel
  • 0