Küçük Güzeldir – Small Is Beautiful

“Segui il tuo corso, e lascia dir le genti.”

Türkçesi: Sen kendi yolundan git; bırak diğerleri konuşsunlar – DANTE

Dante’nin bu sözü aynı zamanda; insanı, toplumu, ekonomiyi, geçmişi ve geleceği anlamaya çalışan, yazılmış en etkili ekonomi kitaplarından biri olan Kapital’in giriş cümlesidir. Değişimi başlatan girişimci hareketlerin dayandığı bir felsefe varsa, kendi yolundan gidebilecek güce sahip olmak bunun temeli olabilir dersek yanılmış olmayız. Yaşam oyununun kurallarını değiştiren güçlü ve etkili insanların en büyük özelliğidir; “Diğerleri”ne rağmen harekete geçmek… Sosyal girişimciler böyle karakterlerdir; tanıyabileceğiniz en bağımsız ruha sahiptirler ama başkaları için bilinçli ve isteyerek yavaş yavaş tüm ömürlerini harcarlar. Bireysel güdülerinden vazgeçmeden bütün için var olma halini görürsünüz, ikisini aynı anda yaşarlar, siyah ve beyaz bir aradadır, kutuplar birbirini tamamlar. İronik olan durum ise herşeyin çıkış noktası olan bu bireysel harekete geçiş halinin “diğerleri” olmadan bağlamdan kopma ihtimalidir. Yani; etrafınızda dostlarınız, destekçileriniz, bilgiyi paylaşan, büyüten, çeşitlendiren diğer insanlar olmaz ise girişimci lider olamaz, değişime öncülük edemezsiniz. Bu düşünceyi ekonomi politiğin dişlilerine yaydığımızda görüyoruz ki birlikte üretmek ve yaşamak bir de bunu küçük küçük yapmak Dünya’nın en güzel şeyi. Anlamı çok derin. Huzur verici, sevgi dolu ama en kritik açıdan, yani ekonomik açıdan da avantajlarla dolu.

İnsanlık milenyumla beraber hiç görmediği kadar uzun ve sinsi bir global sistem krizinin içinde. Artık bunu herkes görüyor, suyun başındaki dev şirketler, süper devletler bile acil çözüm bulunmaz ise sistemin yıkıcı bir çöküşle yok olması endişesi içindeler. Ülkeler huzursuz, kitleler hareketli, kalabalık ve aç bir Dünya yoldan eve özensizce sallaya sallaya getirdiğiniz soda şişesi gibi; köpürerek patlamaya hazır.

Neden? Hiç kimse ötekine güvenmiyor çünkü. Sürekli komplo teorisi üretiyoruz. Kimileri bir göz odada 20 kişi yaşarken, bazılarının aşırı zenginliği bankalarda dijital rakamlardan ibaret duruyor, eğitim olanakları eşit değil, gelir dağılımı bozuk, gerçek habere ulaşma kanalları kapalı, her yer reklam, pazarlama ve manipülasyon kokuyor. Fikir ve düşünce özgürlüğü olmayınca ortak hikayelerimiz de olmuyor ortak gelecek hayalleri de. Yani gerçek bir aidiyet duygusu git gite yok oluyor.

Yeni şeylerden mi bahsediyorum ? HAYIR.

“Küçük Güzeldir” – “Small Is Beautiful”

Bir başka efsane “en etkili” ekonomi eseri olan ve 1973 yılında yayınlanan kitabında; Schumacher, ‘Batı insanı araçlarda zengin, amaçlarda yoksul kalmıştır. Bilgi hiyerarşisi bozulmuş, iradesi felce uğramıştır” diye belirtmiş. Yeni bir sistem önermesi getirmiş; Kapitalizm sonrası yeni bir yaklaşım…

Varlık yayınlarından Türkçesi de yayınlanan kitabın ön kapağına şöyle yazmışlar; “Önceliği insana veren bir ekonomi anlayışı”.

“Küçük Güzeldir”; insanoğlunun modern çağda kâr ve sınırsız ilerleme peşinde koşmasının bireyi yabancılaştıran dev örgütlere ve artan bir uzmanlaşmaya; dolayısıyla ekonomik kaynak israfına, çevre kirlenmesine ve insanlık dışı çalışma koşullarına neden olduğunu ileri sürüyor. Malın değil, kişinin üzerinde duran bu ekonomi anlayışı; insanın sermayenin kölesi olması yerine, sermayenin insana hizmet edeceği bir (kapitalizm – sonrası) dünyaya giden yolu gösteriyor. 1973 yılında yayımlanan bu kitap, ardı ardına ekonomik krizlerin, çevre felaketlerinin yaşandığı bir 40 yıllık sürecin ardından, eskisinden daha da güncel ve önemli bir esin kaynağı olmayı sürdürüyor. (kitabın Türkçe tanıtım metninden alınmıştır)

Startup eko sistemleri, dijital devrim senaryoları, akıllı şehirler, sanayi 4.0, P2P ekonomisi, kooperatifleşme gibi kavramların dönüp dolaşıp önümüze gelmesi tesadüf değil. Peki bu yeni ekonomi modellemeleri, bireyi ihtiyacına göre odağına alan teknolojiler/çözümler somut hayata indirgendiğinde ne oluyor ? Hayatımız değişiyor mu?…SONUÇ ?

BBC’de belgesel filmler hazırlayan Simon Reeve’in çok yakın zamanda yayınlanmış Türkiye hakkındaki filmini duymuşsunuzdur. Karadeniz’den Mardin’e, Diyanet İşleri’nden, Çamlıca Camii’ne uzanan bir ziyaret ve röportaj serisi. Ağaoğlu’nu da es geçmemiş :) Ali Ağamız Kuveytliler için ettiği küfürlü sözler için özür dilemek zorunda kaldı ya..Simon Reeve böyle gündeme gelince geçen aylarda başladığı asıl yeni projesini; “The Big Life Fix with Simon Reeve” ile konuyu bağlamak istedim. Özel ihtiyaç sahibi bireyler için yıllardır çözüm önerileri geliştiren, projeler yapan AYDER‘in bir gönüllüsü olarak serinin ilk bölümünü nefes nefese izlemiştim. Küçük Güzeldir ! Dünya böyle bir Dünya olmalı işte. Bireyin ve/veya küçük toplululukların ihtiyaçlarına yönelmeliyiz, bilginin geldiği son noktayı/teknolojiyi kullanmalıyız.

Belgesel serisinin ilk bölümünü izleyince ne demek istediğim daha iyi anlayacaksınız :)

0
  • Posted by Alper Akça
  • Nisan 9, 2017
  • Genel
  • 0